Türkan Saylan’ın evinin aranması ve ÇYDD yöneticileriyle, Baba Beni Okula Gönder Kampanyası’nın yürütücüsü Tijen Mergen’in gözaltına alınışıyla ilgili tatmin edici bir açıklama yapılamamıştır.
Ev araması, el koyma ve özellikle gözaltına alma işlemleri ancak suç işlendiğine ilişkin ‘makul şüphe’ ve yeterli kanaat oluşturacak belirtilerin olması halinde yapılır. Bu işlemlerde orantılılık ilkesine uyulması ve el konulan malzemenin suç kanıtı olabilecek içerikte olması gerekir. Darbelere karşı olduğunu defalarca açıklamış olan bir insanın, darbe yapma hazırlığı içinde olduklarına ilişkin güçlü emarelerin olduğu bazı kişilerle aynı soruşturma içinde yer almasını, Türkiye’nin dört bir yanından, on binlerce çocuğumuzun burs belgelerine el konulmasını kabul edilemez buluyoruz. Siyasi iktidarın kendisine muhalif olanlara yönelik tehditlerine yargıyı da alet etme çabasını kaygı verici buluyoruz.
Yargı Reformu Stratejisi Taslağı Kaygımızı Arttırmaktadır:
Son gözaltılar sırasında da görüldüğü gibi, toplumun önemli bir kesimi yargıya güvenmekte zorlanmaktadır. Hukukçuların bile yargıya güvenmekte zorlanmasının en temel nedeni, yargının bağımsız olmamasıdır. Ve daha da vahim olan, bu haliyle bile bağımsız diyemediğimiz yargının, hükümetin gündeminde bulunan “Yargı Reformu Stratejisi Taslağı” (YRST) ile daha da bağımlı hale getirilmesi olasılığıdır.
Taslak bu haliyle TBMM’nden geçerse, reform adı altında yapılan düzenlemelerle bağımlı yargı daha da bağımlı hale getirilecektir. Yıllardan beri eleştiri konusu olan, Adalet Bakanının ve Müsteşarının bu kurul içinde yer almasının taslakta muhafaza edilmesinin yansıra, yürütmenin de başı olan Cumhurbaşkanı’nın ve yasama organının da ek olarak HSYK’ya üye seçmesi kuralı getirilmektedir. Bu düzenleme ile yargı bağımsızlığının teminatı sayılması gereken HSYK doğrudan hükümete bağlanmaktadır. Aynı taslakta yargıçların ancak yasayla kurulabilecek olan ve halen “Türkiye Hakimler ve Savcılar Birliği Kanun Tasarısı” aşamasında olan bir birliğe üye olabilecekleri, bu kanun çıktıktan sonra ise yargıç ve savcıların o güne kadar kurmuş oldukları tüzel kişiliklerin kendiliğinden sona erdirilecekleri belirtilmiştir. Hükümet yargı sujelerinin ancak kendi inisiyatifindeki bir birliğe üyeliğini kabul etmekte, özgürce örgütlenebilmelerini engellemekte, var olan YARSAV’ı da kapatmayı amaçlamaktadır. Bu durum hem Anayasanın bu günkü düzenlemesine hem de konuyu düzenleyen; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararına, Bangalor Yargısal Davranış İlkelerine, Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartına aykırı bulunmaktadır.
Katılımcı Avukatlar olarak, Ergenekon soruşturmasının hukuka uygun şekilde ve gerçek suçlular açısından derinleştirilerek örgütün JİTEM, yasama ve emniyet içindeki uzantılarının da açığa çıkarılması; para akışı ve kaynaklarının soruşturulması; Güneydoğu’da yoğunlaşan faili meçhul cinayetlerin aydınlatılarak faillerinin yargılanması; bu tür örgütlenmelerin tekrarının önlenebilmesi için Yasama ve Yürütmenin gereken önlemleri alması, yasal düzenlemeleri yapmasını ısrarla talep ettik, ediyoruz. Gelinen noktada, Ergenekon sürecinden sapılarak Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olabilme sürecinden uzaklaşmasından ve Yargı Reformu Stratejisi Tasarısı’nın yasalaşması halinde siyasi iktidar muhaliflerine yönelik baskıların daha da artması olasılığından duyduğumuz kaygıyı paylaşmak, YRST’nın yasalaşmasına karşı etkili bir muhalefet yürütmenin önemini tekrar hatırlatmak istedik.
KATILIMCI AVUKATLAR