Mehmet Ata Uçum
Yetişkinlerin zaman zaman gençliği hatırlayıp tartışması niyetler açısından faydacı ve gençleri belirlemeye dönük motifler taşır. Ve bu nedenle de yetişkin ahlakının ikiyüzlülüğüne kanıttır. Bu tartışma yine de gençleri ve gençlik dönemini ilgi alanına sokması bakımından olumludur.
Ama asıl olumlu ve gençler açısından ufuk açıcı olan gençlerin kendilerini ve gençlik dönemini tartışmalarıdır. Yetişkinler, kendi tartışmalarıyla gençliği düşünsel aktiviteye çekerse ve gençlere bu yönde ortamlar sağlarsa gerçekten, samimi bir katkı yapmış olurlar.
Yetişkinlerin bu yönde bir çabası gözükmüyor. Yine bolca öğüt ve deney aktarımı yaparak gençleri "uyarma" görevini yerine getiriyorlar. Bunun bir zararı olmadığı söylenebilir. Ama bir yararının kalmadığı da söylenmelidir. Çünkü şimdiye kadar bizim gençler her zaman bizim yetişkinler gibi olmuşlardır. Boşa kürek çekmemek gerekir.
Sorun gençlerin; neyi niye istediği,( bir isteklerinin olup olmadığı,) kendilerini nasıl tanımladıkları, ortak gençlik bilincine sahip olup olmadıkları,(buna ihtiyaç duyup duymadıkları,) yaşamlarını nasıl anlamlandırdıkları (veya anlam arayışlarının olup olmadığı) gibi çeşitlenebilecek sorularda düğümleniyor.
Gençlerle ilişki (öz olarak) onlara soru sormaktır. Sorunun yanıtını yetişkin verirse orada genç yoktur. Gençlerin olmadığı yerde onlarla ilişki de olmaz. Gençlerin dünyası sorularla zenginleştirilip derinleştirilebilir.
Soruları gençlerin, kendileri de sorabilir. Eğer sormuyorlarsa yetişkin, genç karşısında ilk ve en önemli görevini yerine getirmemiş demektir. Yani sorgulayıcı bir gençliğin yetişmesine olanak ve ortam sağlama görevini. Bu konuda ülkemizde çok önemli eksiklik vardır. Ülkemiz gençliği tarihi boyunca, "fazla abartılan 68 kuşağını" arî tutarsak soru sormayı ve yanıt aramayı hiç bir zaman iş edinmemiştir,68 kuşağının sorma ve yanıt verme denemesi ise başarısız olmuştur. Zaman zaman gençler arasında küçük gurupların bu yönlü çabaları ise fazla dayanıklı olmayan hevesler olarak geçip gitmiştir.
Bunun kabahati öncelikle yetişkinlerdedir. Bu hal yetişkinlerin işine de gelmektedir Yetişkinler kendilerine nasıl davranılmışsa gençlerde öyle davranmaktadır.
Fakat gençlerin kabahati yetişkinlerden az değildir. Onlarda, kolaycılığa yönelten davranış kültürünün etkisi altında soru sormanın ve yanıt aramanın o "zorlu" uğraşına girmek istemiyorlar. Ve aleyhlerine konuştukları, hep karşı çıktıkları (!) yetişkinlerin istekleri ne ise farkında olarak ya da olmayarak ona uygun davranıyorlar veya onlar gibi davranmayı kendilerini kanıtlamak ve ifade etmek olarak görüyorlar.
Her zaman olduğu gibi bir takım inançların ve inakların etkisi gençleri oldukça kolay yönlendiriyor. Gençlik bir gençlik kişiliği geliştiremiyor.
Bu nedenle gençler "çuvaldızı yetişkine iğneyi kendilerine batırarak" soru sormaya korkmadan, yanıt aramaya ürkmeden ve düşünmeyi öğrenme gayreti içinde kendilerini sorgulamalıdır. Gerçekten gerek tek başına gerekse gençlik kimliği altında bir şey olup olmamaya gençlerin kendisi karar vermelidir. Belirli bir meslek grubunun (örneğin genç avukatlar), belirli bir statü grubunun (örneğin öğrenciler) veya bir kimlik grubunun (örneğin genç kadınlar) içindeki gençler bakımından da bunun geçerli olduğu söylenebilir.
Yetişkinlerin gençlikle ilgili ikinci ve gidişatı belirleyen görevi, kendini tanımlamak, bir kimlik ve kişilik sahibi olmak isteyen gence "seçenek çokluğu ve seçme özgürlüğü" sunmasıdır. Bu açıdan da ülkemizin ne ölçüde yoksul olduğunu izaha gerek yoktur. Özellikle meslek, statü ve kimlik gruplarında yer alan gençlere yönelik seçeneksizlik yetersizlikleri saymakla bitmez.
Bununla birlikte bu noktada gençlerin talepkar olmadıkları, verilenle yetindikleri bir durum da gözlenmektedir. Bunun nedeni de olsa olsa gençlerin "seçme iradesi" geliştirememesi olabilir.
Seçme gücüne ulaşmışsan seçenek de istersin seçme özgürlüğü de.
Neyi niye istediğini bilmiyorsan, ne olmak istediğini bilmiyorsan, kişilikli olmak değil "kişilik bunalımı" seni belirliyorsa, dünyanın bütün nimetlerini de sunsalar problemlerini çözemesin.
Anladığım kadarıyla gençler, kendilerine dizilen umut övgülerine pek aldırış etmiyor. Yetişkin gözüyle yerilmelerini de önemsemiyor. Görüntü böyle olsa da ülkemiz gençliği büyük ölçüde yetişkinlerin belirlemesi altındadır. Görünürde olan genç-yetişkin uyumsuzluğu sahtedir. Özünde yetişkin dünyasına egemen olan değer ve norm sistemi gençlere de egemendir.
Ülkemiz gençliği kendine ait kültürü yaratamıyor. Bunun için cılız çabalar dışında bir gayret dahi göstermiyor. Bu olmadığı sürece ne yetişkinlerin mevcut gençlerden şikâyete ne de gençlerin mevcut yetişkinleri reddetmeye hakları var.
Kendileri olmaya çalışmayan gençler hiçbir zaman (giysiler değişe de) ebeveynleri gibi olmaktan kurtulamayacaklar.
Bunu değiştirecek bir umut var mı? Hani nerede?
07.03.1995
*Elbette sosyo-ekonomik yapının, politik ve kültürel ortamın genel olarak belirlediği koşullarda birey veya topluluk iradelerinin sınırlandığı, ifade etme biçimlerinin ve içeriğinin koşullu olduğu bir vakıadır. Ancak tümüyle belirlenimci bir tarih ve toplumsal pratik anlayışına sahip değilsek verili koşullarda dahi özgür düşünce, özgür eylem, özgür ilişki arayışı içerisinde olmak gerektiği kabulümüzde sayılır. Bu kabule bağlı olarak yetişkin-genç ilişkisini içinde bulunduğu koşulları sabit varsayarak kendi bağlamında ele almakta yarar görülebilir. Bu yazı bu çerçevede değerlendirilirse anlamlı olabilir.
NOT: Bu yazıyı yazdığımda daha 30 yaşına girmeye iki aydan fazla zamanım varmış. Nerede yayınlandığını bile hatırlamıyorum. Arşiv düzenlemesi sırasında eski tarz olan ilk bilgisayarımda yazılmış bir çıktısını buldum. Belgeleri Word dosyası olarak da aktaran maharetli bir tarayıcı vasıtasıyla bilgisayarıma geçirttim. Biraz bozuk çıktı onları da düzelttim. Düzeltirken hafif makyaj yaptım ama yazıyı aynen bıraktım. Aradan 13 yıldan fazla geçmiş. Yazıyı yazarken genç miymişim yetişkin mi arada kalmış. Ama yıllar geçse de sorunların öz olarak aynen devam ettiğini gördüğüm için paylaşayım dedim. 21.11.2008
Yorumlar
merhaba sitenizin içerigi
Salı, 02/02/2010 - 01:28 — trsohbetmerhaba sitenizin içerigi cok guzel 1 başarılar diliyorum devamını diliyorum
sohbet
cinsel sohbet
I think everyone has a basic
Çar, 11/04/2009 - 10:43 — rajurocket7I think everyone has a basic understanding of what this once jargon-y term means by now. bathroom furniture (Way to go, all you environmental crusaders!) The question is, though, how big a factor should it be in your eco-friendly purchasing decision?
Unfortunately, “biodegradable” is one of those terms that seems clear enough when you read about it in the teak furniture dictionary, but becomes a real head-scratcher when it makes the leap to the free market. There don’t seem to be laws governing the commercial use of the term, so you can end up with biodegradable products on the market that biodegrade over a very, oak furniture very long time or that only biodegrade under certain optimal conditions that may be unlikely to occur in practice.
i love $.
Bu yazı paylaşım için teşekkür
Çar, 09/30/2009 - 06:34 — micheal.smith898Ama bu türkçe metin anlayamadık nihayet ile Google'ın çeviri özelliği var, bu yazı paylaşım için teşekkür her durumda. Bu çok yararlı ve bilgilendirici bir malzemedir. Web siteleri her zaman şöyle veya başka, her durumda da, credit card ilgilenen Eğer iyi bir şekilde gerçekliğin dünyasına hayallerinizi yenilemek için başlamak için faydalıdır.
Teşekkürler
Michael,