Bu Tablo İle Adil Yargıya Nasıl Varılabilir? Ne Yapmalı?

Ergin Cinmen

Yargı hizmeti; bağımsız, süratli, etkin ve adil yargılamayla bütünleştiğinde, gerçek yerine ve değerine oturur . Bu unsurlar adil mahkeme kararlarında yerini bulduğu zaman o toplum artık bir hukuk toplumu haline gelmiştir. Demokratik topluma  ulaşmanın yollarından biri de budur.

Türkiye’de yargı ile ilgili söylenen, “yinelenme istikrarı” tartışılmayan üç cümle vardır. Birincisi yargının bağımsızlığı sorunu, ikincisi  yargının iş yükü ve nihayet üçüncüsü hukuk normlarını ete kemiğe büründürecek kaliteli hukuk süjesi…

Bu üç sorun halledilemeden yargının sorunlarının bitmeyeceği aşikardır.

Bana göre bu iş yükünü gösteren aşağıdaki tablo değiştirilmedikçe  yargı bağımsız da olsa, uygulayıcılar çok yeterli de olsa adil yargılamaya varılması olanaksızdır. O zaman yapılacak ilk iş, yargıcın iş yükünün olabildiğince hafifletilmesinden geçiyor.  

2009 bütçe tartışmaları çok önemli bilgileri bizlere sunarken yargımızın röntgenini de gözler önüne serdi.

Yargının iş yükü ile ilgili olarak Adalet Bakanının konuşmasında ortaya çıkan karşılaştırmalı tablo şöyleydi.

-100 bin kişiye düşen yargıç sayısı  Almanya’da 23,5; İngiltere’de 16.6; Yunanistan’da 28.4 iken bu rakam Türkiye’de 9…
-Bir hakimin bakacağı iş Avrupa ortalamasında 200 iken bu rakam Türkiye’de 1.078…

Tablo böyle iken, 3796 kadronun da boş olduğu söylendi.

Bakan’ın söylediği asıl önemli cümle ise, yargıç savcı açığının yetersiz bütçeden kaynaklanmadığı; asıl sorunun “Adalet Akademisi’nin kapasitesinin yetersizliği” oldu.

Bakan’dan, Adalet Akademisinin yetersizliğinin nedeni sorulmadığından, bunun nedeni yargının en yetkili ağzından  öğrenilemedi.

O zaman biz soralım. Adalet Akademisi’nin kapasitesi neden yetersiz?

Eğitim verecek kadrolar mı yetersiz?

Mekan mı yetersiz?

Yoksa, Bütçeden Adalet Bakanlığı’na ayrılan pay yeterli de, bu paydan Adalet Akademisi’ne gereken pay mı ayrılmıyor? Ayrılmıyorsa neden ayrılmıyor? Yoksa Adalet Bakanlığı’na bütçeden ayrılan pay yetersiz olduğu için mi, Bakanlığın bütçesinden yeterli pay Adalet Akademisi’ne ayrıl(a)mıyor?  

Muhalefet temsilcileri sormadığından olacak, bu önemli konunun yanıtı yok.

Demek ki asıl sorun, Bakan’ın yani iktidarın, ”asıl sorunu” konuşmaması. Asıl sorun konuşulmadığı için çözüm de konuşulmuyor. Vantrolojik  konuşmalar başlıyor.  

Yani, yargının sorunlarının önemli bir bölümünü çözmekle görevli bu merci sırf siyasi nedenlerle gerçek durumu anlatmıyor. Çünkü geçmiş tüm siyasi iktidarlar gibi bağlı olduğu bu siyasi yapı da meseleyi çözmek istemiyor. Çözmek istemediği konunun üzerine de şal çekiyor.

Peki bu şalı kim açacak?

Yanıtı belli. Bu şalı açacak olanlar konunun asıl sahibi olan avukatlardır. Onların meslek örgütü Barolardır.  Çünkü yargıçlar konuşmaktan çekiniyor. Onların teşkilatı HSYK ise siyasi iktidara “bir şekilde” bağlı olduğu için konuşmuyor.

İşte, şimdi bir kampanyanın tam zamanıdır. Barolar, güçlerini birleştirmelidir. Yargıya ayrılan payın arttırılması için eylemliliğe girmelidir. Bunun için avukatlar barolarından talepkar olmalıdır.

Bu yolla konu topluma açılmalıdır. Adaletin ekmek, su kadar önemli olduğu bilgisi toplumla paylaşılmalıdır.

Böyle bir taleple meydana çıkıldığında, bu talebin takipçilerinin yalnızca biz avukatlar olmayacağı, dosyalar altında ezilen yargıç ve savcıların da, hak ve adalet bekleyen yurttaşların da yanımızda olacağı görülecektir.

Bütün mesele bütün, sorunların  “biz istersek” çözüleceğine inanmaktan geçiyor…