ŞİMDİ KAV ZAMANI!

Charlie Chaplin Sahne Işıkları filminde, intihar etmek üzere iken kurtardığı balerine aşık olur. Genç kadının bir başkasına aşık olduğunu ama vefa duygusuyla onu terkedemediğini anladığında ona şöyle der: “Aklınla yüreğin ne kadar da uyumsuz.”

Bazen, sonucun ne olacağını baştan itibaren biliyor olsak da, yüreğimiz bize başka bir şey fısıldar. Bir mucize isteriz. Biliriz imkansız olduğunu, ama hayal bu, hangi akıl engel olabilmiş, hangi matematik onu söndürebilmiş ki... Seçim sonuçlarını aldığımızdan bu yana konustuğum arkadaşlarımın bir kısmında ‘seçilebiliriz’ duygusunun uyanmış olduğunu farkettim. Ben ne mi düşünmüştüm? Ben de o küçük azınlığa dahilim Aklımla seçilmemizin imkansız olduğunu bilerek ama imkansızı istemenin mümkün olduğunu düşünerek ve belki de zaten imkansız olduğu için aday olmayı kabul etmiş ama  yüreğimde de seçilebiliriz ihtimalini hep açık tutmuştum. İşte bu yüzden sonucu aklımızla kabul etmek kolay ama kalbimize ‘bu kadarı olabilirdi, daha fazlası olamazdı’yı anlatmak daha güç oldu.

Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, KAV’ın oylarının 1500’ün üstüne çıkamayacağını ısrarla savunanların çelişkisinin kaynağı da aynı: Akılla yürek arasındaki uyumsuzluk. KAV’lı olmayan arkadaşlarımız da bir çok nedenle ama en çok da bize duydukları kırgınlıkla, bu oyu alabileceğimizi tahmin edebilecek kadar bizi tanıyor olmaları gerekirken, hiç tanımıyorlarmış gibi alabileceğimiz oyun önce 800, sonra 1000, seçim günü de en çok 1500 olabileceğini ifade ettiler. Çünkü onlar da bildiklerini değil imkansızı istiyorlardı...

SEÇİM SONUÇLARINA İLİŞKİN
Bugün, sonuçların üstünden 24 saat geçmeden yine KAV’daydık. Seçim sonuçlarını değerlendirdik. Ortak tespitleri ve kendi düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim:

*Çok başarılı bir kampanya yürüttük. Entellektüel ve estetik düzeyi yüksek, dili farklıydı.
Bu ortalama çıtayı yükseltti. Öyle ki, bundan böyle İstanbul Barosu yönetimleri, geleceği planlarken, avukatlara ‘ajanda ve masa takvimi göndermek’ başlığından başka başlıklar tahayyül etmek zorundalar.

*Verdiğimiz mesajları yalnızca avukatlar değil, toplum da aldı. Süreç boyunca Türkiye’nin her yerinden telefonla bize ulaşarak kazanmamızla ilgili iyi dileklerini bize ileten kadınlar, sendika, meslek odası ve sivil toplum temsilcileri oldu. Seçim günü tanışmak için standa gelen özellikle genç avukat arkadaşlarımızın kendi akrabalarıyla ilgili anlattıkları da aynı sonucu doğruluyor: KAV, hayatla hukukun bağını, hukuktaki iyileşmelerin, gündelik hayatımızla ilgisini aktarabildi. Kadına yönelik ayrımcılığın İstanbul Barosu’nda bile 130 yıldır sürebildiğini, bütün topluma duyurabildi. Hukukun amacının adalet olduğu, temsilde adalet, katılımcılık gibi bir dizi kavram gündelik kullanıma girdi.

*KAV, herkesin hedefi oldu ama kimseyi hedef yapmadı, yalnızca kendi programını, kendi bakışını anlattı. Varılacak yer kadar yolunu da önemsedi.

*KAV, yeni bir heyecan yeni bir umut yarattı.

YAPRAĞI KIMILDATTIK
Çalışmaya geç başladık. Türkiye’de bir yaprak kımıldatmak için dağ gibi işler yapmak gerekir. Ama yaprak kımıldamadan hiçbir şey değişmez, dönüşmez. Biz yaprağı kımıldattık.

Üç aylık bir çalışmanın sonucunda aldığımız 2450 oyun her biri bize olan güvenin, bize duyulan umudun bir armağanıdır. Genç avukatların toplantı sonrası yaptıkları değerlendirmeyi  arkadaşlarına aktardıkları maili hatırlayın: “Oyun boşa gider, diyorlar. Oyum boşa gitse de KAV’ın yaşamasını istiyorum. Onların alacakları oy, benim yarına umut bağlamam için önemli.” Aldığımız oyların arasında, alışkanlıkları, vefa duyguları, eli gitmediği halde, bölünürsek Hukukun Üstünlüğü gelir korkusuyla, oyum boşa gitmesin saikleriyle atılmış tek bir oy yoktur. Yine hatırlayın, son iki gün içinde ne çok avukat geldi ‘Gönlüm sizinle ama....’ diye başlayan cümleler kurdu.

Bize verilen her oy, KAV’ın fikirlerine, programına, adalet ve hakikat duygusuna, gülmeyi bilen yüzüne, geçmişin ve bugünün bütün ağırlığını omuzlarında taşırken bakışlarına hüzün yerleşmiş olanlara, yaydığımız sevgi enerjisine, bize yöneltilen bütün eleştirilerin arkasındaki gönül kırgınlığını anlayarak, bundaki kendi payımızı sorgulayarak öfkelenmemeyi başarmış olmamıza verilmiştir. Verilen her oy, tek tek avukatların güven oyudur, bu oylar arasında parti kararlarına uyularak atılan; grup olunduğu için atılan; cemaate üyelik nedeniyle atılan tek bir oy yoktur. Verilen her oy, aslında bir disiplin suçunun kanıtı olan matruşka afişlerine, büro büro dolaşılarak, basın mensupları aranarak, TV programı öncesi tanıtımlarına eklemeler yaptırttırılarak “O DTP’nin kapatma davası avukatıdır, bölücüdür, aman ha”  uyarılarına cevap olarak verilmiştir. Atılan her oy aynı zamanda çatışmacı dilin değil; kardeşliğin, barışın diline atılmıştır.

Bunun karşılığını, ancak daha çok çalışarak verebiliriz.

Kötü politikacılar kaybettikleri her zaman kazandıklarına yönelik bir işaret bulurlar. Ben de kaybettik ama kazandık edebiyatı yapıyor gibi algılanmaktan çekiniyorum şu anda. Unutmayalım ki yalnızca ilk seçimde böyle bir şey söylenebilir. Bir sonraki seçim kaybedilmiş ise sonuç, tamamen bizim yanlışlığımızla ilgilidir. İlk seçimde ise seçimi alıp almamak dışındaki ölçüler de önemlidir. 2450 oy, KAV’ın azalan oylarını değil, yoktan var olduğunu gösteriyor. Üç aylık bir oluşumun oyların %15’ine yakınını almış olması önemlidir.

KAV, rüştünü ispatladı.

DOSTLARIMIZDAN BAŞLAYARAK
Dün akşamki toplantıda Çalışma Komitesi’ni önümüzdeki hafta toplantıya çağırarak bir çalışma programı yapma kararı alındı.

Şimdi bizi zorlu bir süreç bekliyor:
*Dostlarımızdan başlayarak bizimle ilgili tüm soru işaretlerini gidermeli,
*web sayfamızı hepimizin istekle, merakla takip etmeye devam edeceği şekilde tutmalı,
*Ülkü Hoca’nın da uyardığı gibi bilim kurulunu hemen toplamalı,
*Türkiye’nin hukuk hayatına nasıl katkı sunacağımızı, hukuksuzlukları nasıl izleyebileceğimizi, hukuk temelli bir muhalefeti nasıl gerçekleştirebileceğimizi; Baro’da nasıl bir muhalefet görevi üstlenebileceğimizi, bu izleme faaliyetlerini kimlerle birlikte yapabileceğimizi,
*Ve daha neler yapabileceğimizi konuşmalıyız.

Bütün bu süreçte ürettiğimiz afişlerimizin, broşürlerimizin, program kitapçığımızın estetik düzeyi yüksek, farklı, nitelikli olmasını kendi zamanlarını zorlayarak, son dakika işlerimizi bile geri çevirmeyerek sağlayan, bizi daha farklı, daha görünür, daha nitelikli kılmak için gönüllü destek veren sevgili dostlarımız Ersin Salman’a, başta Rauf Kösemen ve Nergis Korkmaz olmak üzere MYRA AJANS’A; yolun en başında ilk afişlerimizi hazırlayan Ahmet Örkensoy'a; basınla ilişkilerimizin kurulmasında bize destek veren Ayça Atikoğlu, Leyla Üstel, Murat Çelikkan ve Aydın Engin’e; çizimleriyle web sayfamızı ve basılı yayınlarımızı güzelleştirip, düşünce dünyamızda yeni ufuklar açan Semih Poroy'a; yolladığımız e-postaların teknik altyapısını kurarak bir anda 15000 meslektaşımıza ulaşmamızı sağlayan Abdurrahman Atalay'a; tanıtım filmiyle yapılanları, coşkumuzu görünür kılan Ümit Kıvanç’a; gece - gündüz tüm fotoğraflarımızı çeken Ziynet Özen'e; web sayfamızın anlaşılır, iç açıcı olmasında emeği geçen Onur Kılınç’a ve içeriğe ilişkin yardımları için Meri İzrail'e; her işimizi kaliteyi bozmadan yetiştirmek için  çaba harcayan Mart Matbaacılık’a; avukatlara güzel bir müzik gecesi armağan eden Pelin Batu, Harun Tekin ve Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'na ve programlarımızı en hızlı şekilde yerlerine ulaştırmak için elinden geleni yapan Aras Kuryeciliğe sonsuz teşekkürler.

Bu sürecin görünmez kahramanı olan gençlerden başlayarak hepimizin aklına, eline, yüreğine sağlık. Çok sevgi dolu, çok emek dolu, çok dostça, çok bilgece, çok coşku ve heyecan dolu bir süreci paylaşmak hepimize iyi geldi. Bugün, yarına daha umutla bakıyoruz. Şimdi önemli olan bunu sürdürebilmek.

Her zaman söylediğimiz gibi aklımızı, kalbimizi, bütün anlama pencerelerimizi açık tutacağız.

ŞİMDİ KAV ZAMANI!

Mebuse Tekay