Betül Yergök
Ben genç bir katılımcıyım. Neden dersiniz?
Hukuk fakültesinin kapısından çıkmamla bugüne değin geçen zamanda bir BARO’nun gerçekte etkin, baskın ve bağımsız olamadığını gördüm.
Oysaki Baro bir baskı grubudur. Hukuksuzlukların karşısında bir kitle ve bir baskı olarak durmak zorundadır. Gerekirse hukukun bağımsızlığını sağlamak ve hukuksuzluğu önlemek için hükümete, halka, yerlisine, yabancısına hukuku anlatmak ve uygulattırmak görevini yüklenmek durumundadır.
Oysaki Baro bir bağımsız örgüttür. Adliyenin içinde minicik bir odada yer alarak bağımsızlığını koruyamayacağı açıktır. Aksi halde hiçbir zaman devlet dairesi olmaktan öteye gidemeyecek ve devlete bağlı olmak mecburiyetini aşamayacaktır.
Oysaki Baro bir avukatlar grubudur. Koca betonlar ardında gizlenemez ve soyutlanamaz. Avukatları için avukatları ile birlikte çalışır, imkânlar yaratır ve imkânsızlıkları aşar. Birlikte yaşatır baroyu hem de duvarlarını yıkarak. Kimi zaman kapısını çalan meslektaşını karşılar, söyleyeceklerini dinler; kimi zaman meslektaşının kapısını çalar ve çayını içer.
İşte tam da bunlarla dert yanarken aynı düşünceye sahip meslektaşlarım ve üstatlarımla “baroda seçenek arıyoruz” diye yola çıktık. Çok heyecan doluydum. Söyledim söyledim söyledim. Dikkatle beni dinleyip fikirlerimin büyük çoğunluğunu da masaya yatırdılar. Sonra farklar ortaya çıktı.
1. fark: 30 yaşında, 40 yaşında, 60 yaşında üstatlara fikirlerimi dinletebilmenin ve uygulatabilmenin gururu ve mutluluğuydu. Bu çok önemliydi. Sıkılmadan yorulmadan dinlediler. Tam da birlik olmamaktan yana dert yanarken yaşandı birliktelik ve bu birliktelikle büyüdük masamızda baromuzu yaratırken. İşte bu nedenle bu oluşum tüm meslektaşlar olarak birlik olmaya geldi.
2. fark: Bu oluşumun başında seçime girme düşüncesi bile yoktu. Çünkü biz siyaset için doğmamıştık. Biz baronun olamadığı baskı grubu olacaktık; seçime girsek de girmesek de. Önerilerimizi, programlarımızı yaratıp, sözümüzü dinletecektik. Ardından hızla büyüdük. Hızla heyecan arttı. Şansımızı deneyelim dedik; erkendi belki endişesi ile. Gece gündüz çalıştık. Hızla gönüllerden geçen baroyu büyük oranda resme getirdik. Basın destekledi, meslektaşlar destekledi, sadece İstanbul değil tüm illerden destek geldi. Ardından gördük ki herkes dilini yakıvermiş meslekte otururken yediği baro yemeğinden… Bu nedenle bu oluşum sadece İstanbul Barosu olarak hukuk iradesi olmaya değil tüm ülkenin hukuk sesi olmaya geldi.
3. fark: Derler ki: “Farkınız nedir? Evin neresinde oturur, ne yer, ne içer, hangi türküyü söylersiniz?” Bu oluşum evin sadece salonuna, en rahat koltuğuna, en sıcak yatağına, televizyonu tam gören köşeye merak salmadı. Bu oluşum evde dört dönüp çalışmaya şimdiden koyuldu bile meslektaşlarım. Bu oluşum hukukun siyasetle iç içe olduğunu bildi ama siyaseti hukukta kullanmayı değil hukukun baskınlığını siyasi iradeye dökebilme hakkının varlığını ortaya çıkardı. Siyaset yapmaya değil hukuku yaşatmaya geldi.
4. fark: Her insanın bir görüşü, bir fikri, bir kararlılığı vardır elbet. Denildi ki:”Neye muhalefetsiniz?” Nasıl ki evimize gittiğimizde bir anne, bir evlat, bir eş, bir baba, bir torun, bir yeğen oluyor ve kimliğimizi büro kapısının ardında bırakıyorsak, kişisel görüşlerini kapının öte yakasında bırakıp masaya oturdu bu oluşum. Bu oluşum hukukun karşısındaki her tavra muhalefet olmaya geldi. Elbette ki bu oluşumdakilerin görüşleri vardı kendi kimliklerinde; ama hukukun görüşten baskın olduğunu gösterdi çalışmalarında ve her bir cevaplarında. İşte bu nedenle bu oluşum haksızlığın olduğu noktada kimliğe bakılmaksızın haksızlığın karşısında gözü kapalı cübbesini giymeye geldi.
5. fark: Bu oluşum başka bir baronun mümkün olduğunu kanıtlamaya geldi.
Sözlerime son verirken, hiçbir örgütlenmenin bünyesinde yer almamış olan ben, bu oluşumun başından beri var gücüm ile çalışmaktayım. Neden mi? Yukarıda anlattıklarım dışında bu oluşumun içindeki her çift gözle, göz göze geldiğimde, başka bir baronun mümkün olduğuna inandığım için geldim ben. Yüreğinin içinde ısındığım başkanımız Mebuse Tekay için, okul arkadaşım için, anneme kurduğumuz baroyu gururla anlatabilmek için, müvekkilime daha iyi bir vekil olabilmek için, ay sonunu düşünmek belasından kurtulmak için, unutmadığım stajyer arkadaşlarım için, baro pulunun hakkı olan yere hakkınca gitmesi için, aidatların azaltılması için, ülkede hukukun yitirdiği onuru ve değeri yeniden yükseltmek için, bilimsel çalışmaların ve mesleki olanakların artması için, Baro’ya gülümseyerek girmek için, orada sizlerle karşılaşıp sohbet etmek ve başkanla oturup çay içmek için, vs. özetle cübbemin onuru için.
Saygıdeğer meslektaşlarım ben seçimi kazandım bile. Ben bu oluşumun içindeki her insanı yanıma, arkama, önüme alarak yüze yakın İstanbul Barosu yaratıp seçimi kazandım bile. Ya siz?
Not: Bu oluşumun ilk önemli adımını sizlerle paylaşmak isterim. Destekleri ve yürekleri ile kendi büromu açmamı sağladılar. Fikirleri ile bunu sağladılar hem de ağır iş yükü arasında bir de bürom için kafa yormak inceliğini göstererek. İlk faaliyetlerini gerçekleştirdiler bile. Gerisi de bizim elimizde. 25 – 26 Ekim ‘de görüşmek dileği ile.
Yorumlar
sunulması ya da 1789
Cts, 11/07/2009 - 10:35 — susan.roadsunulması ya da 1789 Fransız Devrimini eşik alan bir yakınçağ siyasi tarihinin anlatılması biçimindedir. range hoods Her iki durumda da dönem biter fakat anlatılacak konular bitmez. Öğrenci, siyasi tarihe ilişkin bazı olayları, nedenleri ve sonuçlarıyla öğrenmiş olsa da, bunların tarih içinde geçmişten aldığı etkiler ve geleceğe yansıttığı sonuçlar açısından hiçbir şey öğrenemez.
Bu nedenle, Siyasi Tarih dersinde farklı bir yöntemle her yıl farklı bir konu ele alınmıştır. İki yıl önce, Kıbrıs blenders konusu, Osmanlı devletinin fethinden, Annan Planına kadar gelişen süreç içinde incelenmiştir. Önceki yıl, 1915 Ermeni tehciri, nedenleri, içinde geliştiği siyasal ortam ve bugün uluslar arası hukuk açısından soykırım iddialarının niteliği ve tarihsel gerçeklere dayanıp dayanmadığı dersimizin ana konusunu oluşturmuştur. 2006/2007 öğretim dönemi 2. freezers dönem siyasi tarih dersi, “Balkan Savaşlarından bugüne Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Batı ile ilişkileri” konusu çerçevesinde verilmiştir.