Tılsım

Avukat Ergin Cinmen

Ülkemizin hukuk sorunlarının devasa boyutlarda olduğu anlatılması bile gereksiz olan bir hale gelmiştir. Hukukun endişe verici hallerini yalnızca biz avukatlar değil, bu ülkede yaşayan her kes, her gün mahkemelerde, gazetelerde, bilgisayar ve televizyon ekranlarında, radyolarda yaşıyor, okuyor, görüyor, dinliyor.

Türkiye’de adalet mekanizması işletilemiyor.

Yürütme yargıyı esir almak istiyor.

Yargıç savcı açığı nedeniyle davalar sağlıklı bir yargı sürecinden geçemiyor.

Adli ve idari yargı bu dosya yükünü artık kaldıramıyor.

Sırf bu nedenle adli hatalarla malul kararlar veriliyor.

Doğru kararlar zamanında verilemiyor.

Zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarıyla  adaletten ümit kesiliyor.

Yargının sacayağı avukatlar fakirleştiriliyor. Barolarından uzaklaştırılmaya çalışılıyor.

Bu listeyi daha da uzatmanın mümkün olduğunu en iyi bizler biliyoruz.

Çünkü hukukun mutfağında bizler varız. Bizler  yargının sacayağının bağımsız unsuruyuz. O zaman yukarıdaki olumsuzluklardan en fazla biz sorumluyuz.

Bir toplumun baroları hukukun oluşum ve uygulamasında etkin olamamışlarsa yukarıdaki sorunları yalnızca seyrederler. Bu pasif durum giderek içselleştirilir. Barolar, kendi hanlarına, avukatlar ise bürolarına kapanır.

Şu anda İstanbul Barosu’nun yaşadığı karabasan işte budur.

Ne yapmalı?

Bu sorunun yanıtı için ilk önce İstanbul Barosu’nun şu andaki durumunu ve alternatif grupların İstanbul Barosu’na bakış açısını değerlendirmek gerekmektedir.

Baskı Örgütü olması gereken İstanbul Barosu, siyasi sorunlarla iç içe geçmiş olan hukukun genel sorunlarına son derecede kayıtsız ve edilgen bulunmaktadır.  Bu edilgenlik hali mesleki sorunların hallinde de   yetersizliğe yol açmaktadır.

Mevcut yönetim, İstanbul Barosu’nu atıl bırakmaktadır. Bu durumdan  etkilenen yalnızca İstanbul Barosunu oluşturan avukatlar değil, Türkiye’de görev yapan  avukatların ezici çoğunluğu olmaktadır. 

Bu yönetim anlayışına karşı çıkan diğer gruplar ise, konuya ya “sırf mesleki açıdan” yaklaşmakta, ya  bir platform olarak “dar siyasi yaklaşım içinde” bulunduklarından bütünsel bir hukuk siyaseti üretememektedir. Referansını dinden alan grupların ise bu devasa dünyevi sorunları çözmek niyetinde dahi olmadıkları bilinmektedir. 

O zaman toparlayıcı, temel hukuk sorunlarına karşı duyarlı ve onlara müdahil olacak bir çalışmaya gerek bulunmaktadır.

İşte bu nedenle, kapsamlı bir çalışmanın başlatılması gerekiyor.

KAV’ın şiarı hukukun temel sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaktır. Görülecektir ki, her  bir hukuk sorununun çözümü için  yol alındığında mesleki bir sorunun da çözümüne yaklaşılacaktır.

Unutmayalım, tılsım bizim ellerimizde…