KAV 2010 Genel Kurul Toplantısı gerçekleştirildi.

 
Katılımcı Avukatlar (KAV) Genel Kurul Toplantısı 21 Temmuz 2010 tarihinde yapıldı. 100 civarında KAV gönüllüsü meslektaşımızın katıldığı bu toplantıda, esas olarak 2010 yılı Kasım ayında yapılacak olan İstanbul Barosu Genel Kurulu'na hazırlık süreci ve bu süreçte Katılımcı Avukatların ne yapması gerektiği değerlendirildi.
 
Genel Kurul'da, çalışma grubunun bir süredir KAV gönüllüleri arasında yaptığı eğilim yoklamalarından çıkan sonuçlar da dikkate alınarak, baro seçimlerinde Av. Mustafa Kemal Güngör'ün Katılımcı Avukatlar'ın İstanbul Barosu Başkan Adayı olarak önerilmesi benimsendi. Kendisi bu öneriyi kabul ederek adaylığını açıkladı. Baro Başkan Adayı'mızın Genel Kurul'daki konuşma metni aşağıdadır. Genel Kurul'da ayrıca, seçimlere yönelik olarak KAV'ın program ve projelerini hazırlayacak ve seçim çalışmalarını yürütecek komisyonlar, bu komisyonlarda çalışacak KAV gönüllüleri belirlendi.
 

Merhaba...


Katılımcı Avukatlar
İstanbul Barosu Başkan Adayı
Av. MUSTAFA KEMAL GÜNGÖR

 
Değerli Meslektaşlarım,
Öncelikle Merhaba,
Merak edip bu yazıyı okuduğunuza göre ortak bazı dertlerimiz var demektir.
 
Eminim ki, büyük bir çoğunluğumuz benzer duygu ve düşünceler içindeyiz ve tıpkı geçen genel kurulda da olduğu gibi, yine ülkemizin, hukukun, İstanbul Barosu’nun, mesleğimizin, avukatların içinde bulunduğu durumdan memnun değiliz ve buna ilişkin bir şeyler yapmak , deyim yerindeyse elimizi taşın altına sokmak istiyoruz.
 
Katılımcı Avukatlar (KAV) olarak ilk kez geçen dönem “BAŞKA BİR BARO MÜMKÜN” diyerek Mebuse Tekay’ın başkan adaylığıyla seçimlere katıldık. Kısa zamanda iyi bir ekip çalışmasıyla ciddi bir oy -2450- aldık. Ne var ki, bu seçimleri kazanmamıza yetmedi.
 
Seçim sonrasında yaptığımız değerlendirme toplantılarında hemen herkes KAV’ın başkan adayıyla, ekibiyle, programıyla, çalışmasıyla İstanbul Barosu Genel Kurulu'na renk kattığını, baroya soluk verdiğini, baroda bir umut oluşturduğunu, seçimlerde alınan oyun KAV için bir anlamda güvenoyu olduğunu ve baroda ciddi bir seçenek oluşturan KAV’ın mutlaka ve mutlaka yoluna devam etmesi gerektiğini vurguladı.
 
Şimdi önümüzde atılan sağlam temeller üzerinde KAV’ın daha da yükseklere çıkarılması ve baro yönetimini kazanma görevi var.
 
Arkadaşlar bu zor görevin başkan adaylığını bu dönem benim üstlenmemi istediler. Benim için “yaklaşık 25 yıldır serbest avukatlık yapıyorsun, mesleğin sorunlarını biliyorsun, yıllardır baro çalışmalarının içindesin, deneyimlisin, 4 yıl baro yönetiminde çalıştın, genel sekreterlik, saymanlık yaptın, baroyu tanıyorsun” gibi gerekçeler de söylediler, sağ olsunlar.
 
Bunca yıllık deneyimime ve birikimime karşın, bunun zor bir görev olduğunun bilincindeyim. Ama diğer yandan KAV’ın başkan adaylığına ve baro başkanlığına yakışır bulunmak benim için çok gurur verici. Hepinize çok teşekkür ederim. Bu güvene layık olmaya çalışacağım.
 
Geçen dönemki çalışma programımızda, bütün ekip olarak “KATILIMCI” bir anlayışla çalışacağımızı söylemiştik. Şimdi aynı anlayışla ben, KAV’ın “BAŞKA BİR BARO MÜMKÜN” hedefine ulaşmak için İstanbul Barosu Başkan Adaylığı’na talip oluyorum.
 
Değerli Meslektaşlarım,
KAV olarak ilk günkü heyecan ve coşkuyla, aramıza yeni katılan arkadaşlarımızla daha da büyüyerek sağlam ve emin adımlarla yolumuza devam ediyoruz.
 
Keşke benzer düşünce ve duyguları paylaştığımız, baro içindeki farklı gruplarda yer alan ve her zaman “özgürlükçü, katılımcı, güçlü baro” idealini savunan diğer arkadaşlarımızla da bir araya gelebilseydik, güçlerimizi birleştirebilseydik. Süreçle ilgilenenlerin çok iyi bildiği gibi, bu güç birliğini gerçekleştirmek için çok uğraştık, ben de bu çabanın başını çekenlerden oldum.
 
Ne var ki, KAV olarak çok yapıcı ve özverili davranmamıza karşın gelişmeler istediğimiz seyirde olmadı. Umarım düşündüğümüz şekil ve içerikte en geniş güç birliğini arkadaşlarımızın sağduyusuyla genel kurulda başarabiliriz.
 
KAV olarak, hem meslek sorunlarıyla, hem ülke sorunlarıyla ilgili çalışmak için, baronun avukatları değil, avukatların barosu anlayışını hakim kılmak için yola çıkmıştık. Aynı inançla yola devam ediyoruz. Biliyoruz ki, İstanbul Barosu, mesleki sorunların çözümünün yanı sıra, toplumsal görevlerini demokratik, laik, özgürlükçü bir anlayışla yerine getirmek, sosyal bir hukuk devleti olmanın gerekleri konusunda taraf olmak zorundadır. Toplumun tek tek bireyleri, örgütlü kesimleri İstanbul Barosu’ndan demokratik değerler ve ilkeler doğrultusunda önemli görevler beklemektedir. İstanbul Barosu ne kadar güçlü ve etkin olursa bu görevlerini, o derece etkin olarak yerine getirir. Üyelerinin, toplumun desteğini arkasına alan baro, gücüne güç katar.
 
Oysa hepimiz görüyoruz ki, İstanbul Barosu’nun bugünkü durumu hiç de iç açıcı değil.
 
İstanbul Barosu’nu son sekiz yıldır “Önce İlke” grubu yönetiyor. Bu sekiz yıllık süreçte hukuk ve yargı sorunlarının, meslek sorunlarının çözümü şöyle dursun, sorunların daha da çoğaldığını gördük. İstanbul Barosu artan mali olanaklarına karşın ne yazık ki mensuplarını tatmin eden, doyurucu bir performans ortaya koyamadı. Baro, üyelerinden kopuk. Katılımcı anlayıştan eser yok. Stajyerler ve genç avukatlar yönetimin ilgisizliği nedeniyle zor durumda. İstisnalar dışında yönetime muhalif olanlar baro merkez ve komisyonlarından dışlandı. Şimdiki yönetim kendi içinde sürekli kavgalı. Baro şeffaflıktan uzak, baro harcamaları tartışmalı, baro kaynakları çarçur ediliyor. Açıkça görülüyor ki, İstanbul Barosu’nda değişim zamanı çoktan geldi.
 
Evet, başka bir baronun mümkün olduğuna ve bunu başarabileceğimize yürekten inanıyorum.
 
Değerli Meslektaşlarım,
Ülkemiz çok çalkantılı bir dönemden geçiyor, ülkede hukuku ve hukukçuları doğrudan ilgilendiren bir bunalım ve kaos ortamı var. Bu ortamda , bir yandan hazırlanış ve oluşturulma süreci, bir yandan içeriği, bir yandan oylama şekli itibariyle çok tartışmalı anayasa değişikliği önümüzdeki günlerin ana gündemini oluşturuyor. Belli ki, sonucu ne olursa olsun referandumdan sonra da ülkemizin a’dan z’ye yepyeni, gerçekten toplumsal mutabakata dayalı, demokratik ve özgürlükçü felsefeye sahip bir anayasa ihtiyacı yakıcı biçimde devam edecek. Şüphesiz sadece bu öze sahip bir anayasa metni yetmez, aynı zamanda bu öze sahip bir uygulama zihniyeti de gerekiyor.
 
Diğer yandan, YARGI’da yangın var. Yargı siyasallaştı. Yargı bağımsızlığı ayaklar altında. Ülkedeki farklı güç odakları yargının bağımsızlığını sağlamaya değil, yargıyı kontrol altına almaya ve yargı üzerinden hesaplaşmaya çalışıyor. Adalete güven sarsılıyor. Savcılıklarda, mahkemelerde vicdanları sızlatan işlemlerle, kararlarla, hukuka aykırılıklarla karşılaşıyoruz. Adil yargılanma ilkesi göz göre göre çiğneniyor. İnsanlar tutuklama koşulları olmadığı veya ortadan kalktığı halde uzun yıllar tutuklu olarak yargılanıyor. Cezaevlerinde bulunanların büyük bir bölümü tutuklulardan oluşuyor.
 
Genel bütçede yargıya ayrılan pay çok az (% 1’ler seviyesinde). Savcı ve hakim açığı nedeniyle binlerce dosya zamanaşımına uğruyor. Davalar yıllarca sürüyor. Avukatlar duruşma kapılarında ömür tüketiyor. İcra Dairelerinin durumu perişan. Toplumun adalet duyguları zedeleniyor. Yargı reformu adı altında yürütülen çalışmalar yargı bağımsızlığını sağlamaktan uzak olduğu gibi, son derecede yavaş, eksik ve yetersiz.
 
Öte yandan, hemen her gün artarak devam eden korkunç bir terörle iç içe yaşıyoruz. Bir toplumda hukukun ana fonksiyonu “barışı tesis etmek”tir. Hukukun geçerli olduğu yerde, barışın ve adaletin egemen olması gerekir. Hukukun sustuğu yerde ise silahlar devreye girer. Hukukçular ve hukuk kurumları, barışın sözcüsü olmak, sorunların barış ve hukuk yoluyla çözülmesine katkıda bulunmak zorundadır.
 
KAV çatısı altında bir araya gelen bizler, daha önce de söylediğimiz gibi, hangi gerekçeyle nereden ve kimden gelirse gelsin şiddetin karşısında olacağız. Her türlü ırkçılığı, ayrımcılığı reddedeceğiz. Herkesin kendi kültürünü geliştirmeye ve yaşamaya hakkı olduğunu ısrarla söyleyeceğiz. Mevzuattaki ve uygulamadaki sıkıntıların barış içinde ve bir arada yaşayabileceğimiz şekilde giderilmesine katkı sunma sorumluluğumuzun bilincinde olacağız.
 
Demokratik, özgürlükçü, laik, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayanan, sosyal adaletçi ve eşitlikçi bir toplumda barış içinde bir arada yaşamak ideali için İstanbul Barosu’nu işlevli ve etkin kılmak istiyoruz.
 
Meslek sorunlarına ve ülke sorunlarına ilişkin yaklaşımlarımızı ve çözüm önerilerimizi, daha sonraki yazılarımızda ve 2010 Genel Kurul Çalışma Programında ayrıntılı olarak görebilirsiniz.
 
Evet, değerli meslektaşlarım,
Geçen dönem yola çıkarken söylediğimiz gibi “BAŞKA BİR BARO MÜMKÜN” ve bunu gerçekleştirmek için hepimize çok iş düşüyor. Bu çalışmayı hep birlikte yapabilirsek başarılı olabiliriz. En kıdemlimizden en gencimize el ele vererek çalışırsak, her aşamada katılımcı olursak hedefe varabiliriz. Biliyorum hedefe varmak zor. Ama güzel olan da zoru başarmak. Bu duygu ve düşüncelerle saygılar sunuyorum.
YOLUMUZ AÇIK OLSUN,
HEPİMİZE KOLAY GELSİN.
 

 

Başbakan YARSAV'ı tehdit ediyor!

 
Başbakan YARSAV'ı tehdit ediyor!
 
Başbakan R. Tayyip Erdoğan, 12 Eylül'de referandumda oylanacak anayasa değişikliklerini değerlendirip eleştirenlere karşı şiddetli tepkilerini sıralarken ve referandumda oylarını 'evet 'olarak açıklamayan meslek örgütlerine, odalara, sendikalara “tarafımızda olmayanları bertaraf ederiz” diye gözdağı verirken, muhalefet partileri ve şer odakları diye nitelendirdiği örgütlerin yanında saydığı YARSAV'ı da şu sözleriyle tehdit ediyor: “YARGININ İÇİNDE DERNEK KURULUR MU? YARSAV BİR BOŞLUKTAN YARARLANARAK BUNU KURDU Kİ BUNU DA BİZİM İLK FIRSATTA HALLETMEMİZ LAZIM. BİR DEFA KESİNLİKLE YARGIDA BU TÜR DERNEKLER OLAMAZ, OLMAMALI”.
 
Beğenmediği, istemediği kararları veren, hukuka aykırı işlem ve eylemlerinin karşısında engel olarak düşündüğü yargı organlarını acımasızca suçladığı gibi, demokratik sistem içinde yasal ve en doğal haklarını kullanarak örgütlenmelerini oluşturup, çalışmalarını sürdüren YARSAV'ı da iktidarın her dediğine evet demediği için hedef gösteriyor.
 
Başbakanın bir boşluktan yararlanarak kuruldu dediği YARSAV,
 
· Anayasanın ve yasaların örgütlenme hakkını işaret eden düzenlemelerine,
 
· Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı'na,
 
· Bangalor Yargısal Davranış İlkleri'ne,
 
· Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı'na,
 
· Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 22. maddesinde yer verilmiş Örgütlenme Özgürlüğü İlkesi'ne,
 
· Uluslararası Çalışma Örgütü'nün Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesine İlişkin Sözleşmesi'ne dayanarak,
 
bir hakkın, ödevin yerine getirilmesiyle kurulmuş bir birliktir. YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan'ın açıklamalarında belirttiği gibi yürütme daha önce de iki kez yasa çıkartma çalışması yaparak birliğin yasa ile kapatılması girişiminde bulunmuş ve sonra üzerinde uzun süredir tartıştığımız Yargı Reformu Strateji Taslağı'nda da konuya yer vermiştir. Şöyle ki; Türkiye Hakimler ve Savcılar Birliği Kanun Tasarısı adıyla hazırlanan, yargıçlar ve savcıların ancak yasayla kurulan, kurulabilecek bir birliğe üye olabilecekleri işaretlenen yasada, kanun yürürlüğe girdikten sonra yargıç ve savcıların o güne kadar  kurdukları tüzel kişiliklerin kendiliğinden sona erdirileceği belirtilmiştir.
 
Daha önce Katılımcı Avukatlar olarak yayınladığımız broşürde bu duruma ilişkin eleştirilerimizi şöyle seslendirmiştik: “Hükümet, yargı sujelerinin ancak kendi inisiyatifindeki bir birliğe üyeliğini kabul etmekte, özgürce örğütlenmelerini engellemekte, var olan YARSAV'ı da kapatmayı amaçlamaktadır. Oysa bu durum yukarıda saydığımız tüm yasa ve uluslararası anlaşma şartlarına aykırıdır. Söz konusu belgelerde özetle şu denmektedir; YARGIÇLAR MENFAATLERİNİ SAVUNMAK, MESLEKİ EĞİTİMLERİNİ GELİŞTİRMEK VE BAĞIMSIZLIKLARINI KORUMAK AMACIYLA ÖRGÜT KURMAK VEYA KURULMUŞ OLAN BİR ÖRGÜTE VEYA DİĞER BİR ORGANİZASYONA ÜYE OLMAK ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİPTİRLER. Örgütlenme özgürlüğü daraltılmamalı tam tersine genişletilmelidir ("5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle KAV Diyor ki" broşürü).
 
Başbakan'ın bu konudaki hukuk dışı davranışları kamuoyunun ve yargı dünyasının büyük bir kesimini rahatsız etmektedir düşüncesindeyiz. Demokrat yargı derneği eş başkanı Osman Can'ın bu konuda, “yargıda dernekleşme (örgütlenme) son derece önemlidir, destekliyoruz” sözleri de bu rahatsızlığın ifadelerinden biridir. Yargıçların örgütlenme ve düşünce ifade etme hürriyetini “yargıçlar sadece kararları ile konuşur” söylemine hapsetmek en hafif deyimiyle haksızlıktır.
 
KAV diyor ki: Yargılamanın yönetimi ve demokratikleşmesi açısından yargıcın, savcının ve avukatın birbirleri karşısındaki konum ve yerlerini, hukukun gerçekleştirilmesi bakımından aralarındaki ilişkiyi tartışıp, eleştirerek değerlendirirken, demokratik ve hukuki haklarını kullanan YARSAV'ı da bu tehditlere karşı savunmak gerektiğini düşünüyoruz.
 
KATILIMCI AVUKATLAR
 
 

İkicil Algının Adaleti ve Savunması

Avukat Burak Diyarbakırlı
 
İkicil Algının Adaleti ve Savunması
Adalet
İkicil algılayış, insan zihnini işgal ettiğinden beri, biri ve diğeri olan bir idea dünyası yarattı. Birbirlerini anlamakta ayrı iki galaksi kadar uzak, ama savaşmak için birbirine insanın şah damarından yakın iki tane iki. Birinin diğerini kendi olduğu yerde yaşatmamaya yemin etmiş ancak öldürecek yerde, anlaşılmaz bir şekilde; ne pahasına olursa olsun hayatta tutmaya çalıştığı ikidir bahsettiğim. Devamını oku »

BEN AVUKATIM

Avukat Oktay Kocaman
 
Avukatlık mesleğinin sorunlarına kayıtsız kalmanın, avukatların tümüne zarar vermeye başladığı yıllara geldik nihayet.İki masa iki sandalye iki de öğretim görevlisi ile açılabilen hukuk fakülteleri; serbest meslek sonuçta, herkes çalıştığının karşılığını alır diyen sırtıpek avukatı da, tramvayda kolunu salladığında avukata değmesi nedeniyle rahatsız etti artık; ki mesleki nüfusumuzda oluşan artış, avukatların kendi aralarındaki kalite kontrolünü imkansızlaştırdığı gibi, artan rekabet şartları, otokontrolü de devre dışı bıraktı.Patron avukat, işçi avukat, kurum avukatı, icra avukatı hatta avukat değil tahsilatçı gibi kavramları yerleştirdik mesleğimizin içine. Devamını oku »

Yargı Reformu Strateji Belgesi Hakkında

Merhaba,

Ülkemiz, tarihinde görülmedik şekilde bir yargı tartışması yaşamaktadır. Ancak gündemi yalnızca  yargının görünürdeki ve siyasal yönü ağır basan sorunları işgal etmektedir. Tartışma, yalnızca Anayasa Mahkemesi’nin ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeniden yapılandırılması üzerinden yürütülmektedir. Yargının sorunlarının ne kadar derinde ve yapısal olduğu göz ardı edilmektedir.

Biz KAV olarak, güncel sorunları göz ardı etmeden, “Yargı Reformu Strateji Belgesi”ni temel alarak görüşlerimizi belirtmek ve bunları avukat kamuoyunun dikkatlerine sunmak istedik.

Aşağıda yazılı metin esas itibarıyla “Yargı Reformu Strateji Belgesi”ni  temel almış, güncel tartışmalar göz ardı edilmeksizin nasıl bir adalet reformu sorusunun yanıtını aramıştır.

Dileriz ki, görüşlerimiz daha sonra birlikte tespit edeceğimiz  bir formatta tartışmaya açılır ve sürece biz avukatlar da müdahil oluruz.

Saygı ve Sevgilerimizle…

 (Av. Uğur Altınarık, Av. Selim Baktıaya, Av. Ergin Cinmen, Av. Ahmet Çoban ve Av. Ahmet Dindar’ın oluşturduğu bir çalışma grubu tarafından hazırlanmıştır.)

  Devamını oku »

KAYGILIYIZ!

Türkan Saylan’ın evinin aranması ve ÇYDD yöneticileriyle, Baba Beni Okula Gönder Kampanyası’nın yürütücüsü Tijen Mergen’in gözaltına alınışıyla ilgili tatmin edici bir açıklama yapılamamıştır.

Ev araması, el koyma ve özellikle gözaltına alma işlemleri ancak suç işlendiğine ilişkin ‘makul şüphe’ ve yeterli kanaat oluşturacak belirtilerin olması halinde yapılır. Bu işlemlerde orantılılık ilkesine uyulması ve el konulan malzemenin suç kanıtı olabilecek içerikte olması gerekir. Darbelere karşı olduğunu defalarca açıklamış olan bir insanın, darbe yapma hazırlığı içinde olduklarına ilişkin güçlü emarelerin olduğu bazı kişilerle aynı soruşturma içinde yer almasını, Türkiye’nin dört bir yanından, on binlerce çocuğumuzun burs belgelerine el konulmasını kabul edilemez buluyoruz. Siyasi iktidarın kendisine muhalif olanlara yönelik tehditlerine yargıyı da alet etme çabasını kaygı verici buluyoruz. Devamını oku »

İçeriği paylaş